5 Eylül 2011 Pazartesi

Günün Düşündürdükleri 05.09.2011

Bugün benim doğum günüm J Saatlerdir süren korkunç bir başağrısına rağmen müthiş bir gün.

Sabah “çalışmam lazım” diye sürünerek uyanmak sonrasında, şimdi çocuklar gibi facebook’tan tebrik mesajlarını takip ediyorum. J Birden günüme heyecan katıldı. Hatırlanmanın dayanılmaz keyfini tattım yine. İçim kıpır kıpır.  Gelen tüm mesajlara teker teker cevap mı yazsam, yoksa akşam herkese teşekkür mü etsem. Derde bakar mısınız? J

Kendime yeni yaş hedefleri koymaya karar verdim bu yaşımda J Bu belge bütün gün açık olacak ve aklıma geldikçe yazacağım.

Başlıyorum:
1-      Bu yaşımda 2 yeni eğitim hazırlayacağım (aklım orada. Çarşamba eğitime gidiyorum. “Herşeyi unuttum” telaşımı zor sakinleştiriyorum J )
2-      Kendime daha da çok kıymet vereceğim. 53 yaşında oldum artık. Ben kendime verdiğim kıymeti arttırmazsam, kim yapacak ki? Büyümenin güzelliği, aslında herşeyin bende başlayıp, bende bittiğini pekiştiren deneyimlerin çoğalması.
3-      54. Yaşımda koçluk sertifikasyonunu almış olacağım. Yeteri kadar ayak sürüdüm. Artık hedefe kilitlenmek zamanı.
4-      Doğum günümü kutlayan herkesle önümüzdeki 12 ay içinde birşekilde görüşmeye çalışacağım. (Yurtdışında olanlarla Skype olur mu dersiniz) (Akşam 23:15 itibarı ile bu işlemin birkaç gün süreceğini farkettim)

Doğum günümü kutlayan herkesin adını listeledim. Mutluluktan ağlatan bir liste oldu. Ve bir kez daha şunu gördüm ki, hayatta ne ekersen onu biçersin. Herkese sevgi ile, onlara insan olarak kıymet vererek  davrandım.  Fazlası ile bana geri dönüyör.

Ailem, dostlarım, sevdiklerim. İyiki varsınız. Hayatın ne kadar yaşamaya değer olduğunu bir kez daha hissettirdiniz. Sağolun.

30 Ağustos 2011 Salı

30 Ağustos 2011


Bu sabah hepimiz bir arada kahvaltı ettik. J

Çocuklarımız yanımızda, Ali’nin hazırladığı menemen tabaklarda, simitler, peynirler, domates, zeytinyağ ve demleme çay. Televizyonda “Çok Güzel Hareketler Bunlar”, sükunet ve kahkaha bir arada. Özlediğim bir sabah.

Biraz sonra Bayram ziyareti başlayacak. Kahkahalar, hasret  giderme, hikayeler, fıkralar. Bugün Hala’dayız. Yarın Dayımda. Kerem’in yıllar sonra  bizimle geçirdiği ilk Bayram.  Sonra dostlarla yenecek akşam yemekleri. Hepimiz mutluyuz.

Ailem size çoook seviyorum.

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Günün Düşündürdükleri 04 Temmuz 2011

Hava yine karanlık, soğuk, iç karartıcı. Hava da ağır, içimde. Duygularıma mantıklı isimler koymaya çalışıyorum ve hiç bir adın doğru olmadığını biliyorum. Yazmak istiyorum, yazamıyorum. Doğrusu şu ki içimde kocaman bir delik var gibi hissediyorum. Tam göğsümün ortasında, ama oradan hava kaçacağına içimde meşhur gri  kalın plastikten yapılmış balonum şiştikçe şişiyor.

Perşembe gününden beri amcamın hastalık haberleri ve hastaneye kaldırılması ile ilgili mailer geliyordu. Çok yaşlıydı. 90dan büyük olduğu biliniyor ama kesin yaşı bilinmiyor.  Tek başına Paris’te yaşardı. 8 kardeşin tek bekarı, bütün kuzenlerin favorisi, en genç ruhlusu, en vizyonu geniş olanıydı. Biraz önce vefat haberi geldi.

Perşembe’den beri uykularım kaçıyordu. Sürekli maillerime bakıp haber gelmemesini “bir gün daha kazandık” diye yorumlayarak yaşadım. Hayatı yaşamaya çalıştım, ama fonda hep bu konu vardı. Sanki ben konuşmadıkça, hatırlamadıkça, zaman kazanacakmışız gibi geldi. Şimdi bu acıyla yüzleşme zamanı.

Babamın ailesi, sevip göstermeyen, göstermeyi bilmeyen bir aileydi. Hepsi oturur, onlara sevgi gösterilmesini beklerdi.  Onun için onlardan uzak ve kopuk yaşadık. Şimdi ortak bir acı var ve onu, onlarla nasıl paylaşacağımı bilmiyorum.Hoşuma gitmiyor. 

14 Haziran 2011 Salı

Günün Düşündürdükleri 14 Haziran 2011

Bugün hava karanlık, serin ve yağmurlu. Bugün seçimlerden sonraki ikinci gün. Aslında ruhumun ağlamasına, kendimi mutsuz hissetmeme neden olacak 2 olay. Ama ben hayalimin adını koymuş, onun peşinde gitmek için belirlediğim adımları paylaşmanın heyecanı ile yerimde duramaz bir haldeyim.

Pazar akşamı sonuçlar açıklanmaya başlanınca kendimi çok kötü hissettim. CHP’nin biraz daha yüksek oranda, AKP’nin biraz daha düşük oranda oy almasını istermişim meğer.  Yüzdenin hiç önemi olmadığını, sonuç ne olursa olsun, bunu istediğimi farkettim.  Sonra facebook’ta yükselen homurtular, çığlıklar, isyanlar, korku dolu ifadeler ve “artık birşey yapmam gerek. Hepimizin birşey yapması gerek” düşüncesi her zamankinden daha güçlü geldi, aklıma düştü. Birşey yapmam gerek ama ne? Nasıl? Ne zaman? Kiminle?  İnternette dolandım durdum, ne aradığımı bilmeden. Bulduklarımı beğenmedim. Beni heyecanlandırmadı. Ne bulduğumu bile hatırlamıyorum. Demek ki ruhuma hiç dokunmamış. Bu arada aklımda Kılıçdaroğlu’nun bir cümlesi dönüp duruyor “Yarından itibaren hemen seçim varmış gibi çalışmaya başlayacağız”. Sanırım tüm süreçte bana ümit veren, heyecanlandıran tek ifade bu oldu. Onun için “artık birşey yapmam gerek. Hepimizin birşey yapması gerek” hissi daha da güçlendi. Bu sabah uykudan bunu düşünerek kalktığımı farkettim.

Koçum ile bugün görüşmem vardı. Bu hisle ve düşünceyle başladık. Görüntünün netleştiği ve, genel dahi olsa, atacağım adımları belirlediğim bir noktada, gözümün önünde yapmak istediklerimin görüntüleri, bana yaşatacakları bilgisi ile bitti. Hayalimin adını koydum
“İnsanları,  potansiyellerini keşfetme ve onu kullanma konusunda desteklemek”
Bunu niye istediğimi sorguladığımda, çok insanın korkuları ve başkalarının onlara giydirdiği kimlikler doğrultusunda yaşadıklarını ve çoğu seçimlerini kendilerine göre değilde bu kriterlere göre yaptıklarını, halbuki bilinçli insanların, düşünceleri ne olursa olsun, kendilerine ve çevrelerine daha çok kıymet verdiğini ve saygı duyduğunu, topluma da bunu yansıttıklarını farkettiğimi gördüm. Bu farkındalık ile değerlerimin örtüştüğünü gördüm. Kıymet vermek, saygı.

Onun için yapacaklarım ile ilgili adımlarımı da koçumun desteği ile isimlendirdim. Artık hareket zamanı.

1.      Bu hayalimi akıllarına güvendiğim arkadaşlarım ile paylaşmak . Bu yazı onun için ilk adım, ancak edilmesi gereken telefonlar, içilmesi gereken kahveler var. Hedefim Cuma 17 haziran’a kadar 10 potansiyel kişi ile bunu paylaşmak
2.      Hedef kitlemi belirlemek. Ben kimlerle çalışmaktan haz alacağım? Farkındalıklarını arttıracağım hangi kitle benim enerjime enerji, heyecanıma heyecan katar? Bunu konuşurken gözümün önüne 25 -35 yaş arası çalışan kadınlar geldi. Bu 10 yıllık dilimde evleniliyor, çocuk sahibi olunuyor, zorluklar, zamansızlıklar, yetişememe hissi ile çok yoğun bu dönemde tanışılıyor. Bu yaş dilimindeki kadınlar sürükleniyor, anlattıkları resimlerde hiç olmuyorlar. Halbuki onlar güçlü. Unuttukları veya farketmedikleri bir iç güce sahipler. Ama omuzlarına yüklenen rolde, onlara giydirilen rolde,  bu gücü düşünecek, hatırlayacak zamanları kalmamış. Unutmuş gitmişler. O gücü tekrar keşfetmelerini istiyorum. Kendilerini yargılamayan, düşünen, hisseden, kendini kabul eden, kendini geliştiren kadınlar. Tepkisel olmayan, ihtiyaçları olan değişimi başkalarından beklemeden, kendi güçleri ve kendi hızları ile gerçekleştiren kadınlar.
3.    Onları nasıl bulacağım? Tüm tanıdıklarıma soracağım. Böyle bir destekten faydalanacak kimler var çevrelerinde? Kimler bu desteği ister? Hem benim, hem güvendiğim herkesin ulaşabileceği insanları belirlemek ve onlara ulaşmak ihtiyacım var. Yoksa iş havanda su dövmekten farksız olur. Tanıdığım öğretmenlere danışacağım. Onlar velileri bilirler, hissederler. Yardımlarını isteyeceğim.
4.     En vurucu kararım, evimden başlayacağım. Fadime’yi insan olarak tanıyacağım. Beni sever, onun için avantajlıyım. Ona ulaşabilirsem, kendi gücünü farketmesini sağlarsam, çok kişiyle bunu yapabilirim.
Ve bütün bunları bir hareket plan haline getirip, koçuma göndereceğim.

Hepinize, bana hayalimi gerçekleştirmek için neler yaptığımı sormak hakkını veriyorum. Hepinizi artık bir ucundan tutmaya davet ediyorum. Kaybettiklerimize üzülerek, birazda korkarak yaşamaya başlamışız. Bunun dışına çıkmak için hepinizi, kendinizle çalışmaya ve insanların hayatına dokunmaya davet ediyorum.

Yine dilimde ADİDAS’ın bir zamanlarki mottosu: “IMPOSSIBLE IS NOTHING”

9 Haziran 2011 Perşembe

Lüfer, hamsi, kalkan... kader anı 21 Haziran!

Lüfer, hamsi, kalkan... kader anı 21 Haziran!: "“Seninki kaç santim?” kampanyasının sonucu belli oluyor. Tarım Bakanlığı balıkların ve denizlerin geleceğine Haziran’da karar veriyor. İş işten geçmeden, balıklar tükenmeden, daha fazla ertelemeden, hemen şimdi eyleme katıl."

27 Mayıs 2011 Cuma

Günün Düşündürdükleri 27 Mayıs 2011

Üzerimde tatlı ve yoğun bir yorgunluk. Gözkapaklarım ağırlaşıyor. Tabanlarım sızlıyor. Yer Eskişehir. Anadolu Üniversitesi Havaalanı. Ben yorgun ve çok mutlu. 2 günlük bir eğitimde paylaştıklarımın çoğunu yaşamış olarak, ayaklarım bavulun üzerinde, kontuarın açılmasını bekliyorum. Mutlu – yorgun, yorgun – mutlu birbirine karışmış vaziyette.

“Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz.Birşeyi sevmek icin, ona delicesine inanmalısınız." Che

İşte mutluluk ve yorgunluğun hayatımdaki evliliğinin temelinde yatan duygular.  Yaptığım işi çok ama çok seviyorum. Ruhumu besliyor, kakaolu kek kıvamında hemde. Yaptığım işe bütün yüreğimle inanıyorum. Yapmama engel olacak herşeyle mücadele etmeye, bu işi hayatımda sürekli tutmaya kararlıyım. İçimi titretiyor. Gözlerim doluyor keyiften. Bana birçok  duygu fırtınası yaşatıyor. Sevinç, üzüntü, kızgınlık, doyum. Müthiş bir ilişkimiz var. Ömür boyu onunla yaşamak istiyorum.

İnsanların hayatına dokunuyorum. Hayatımı, deneyimlerimi, bilgimi, kendimi paylaşıyorum. Yüzlerinin aydınlandığını, karardığını görüyorum. Gözlerinin buğulandığını, parladığını görüyorum. Dalıp gittiklerinde “geri gelin, bu anı kaçırmayın” diyorum. Gözleri parladığında heyecanlanıyorum. Merakımı uyandırıyorlar. Merak uyandırıyorum. Birlikte farklılıkları keşfediyoruz. Anlatıyoruz. Çalışıyoruz. Paylaşıyoruz.  Birbirimize güveniyoruz. Paylaşıyoruz. Birbirimizi olduğumuz gibi kabul ediyoruz.  

Paylaşımın yüksek olduğu, yukarıdaki paragrafta aktardığım herşeyi yaşadığım, katılımcılarını tanımaktan büyük keyif aldığım 8 kişi ile geçen 2 eğitim günü. Yavaş yavaş yükselen güven derecesi. Onlar benim paylaştıklarıma ve bana. Ben onların yorumuna ve sürece. 2 gün içinde bu yavaş yavaş gelişiti. Sonra bir anda olay koptu. Tüm suskunlar gönüllü olarak hayatlarını, deneyimlerini, kendilerini paylaşmaya başladılar. Bir anda paylaşımlar eğitimi besler hale geldi. Eğitimi zenginleştirdi.

İşte onun için ben şu anda uykusuz, yorgun ama çooook mutlu Eskişehir’de evime dönmek üzere, ayaklarım bavulun üzerinde kıpırdayacak halim yok, ama keyifle yazmaktan kendimi alamaz bir konumda, gözlerim kapanmasın diye dua ederek, ve okumak istediğim Gestalt notlarına şefkatle bakarak oturuyorum.

İnsanların hayatına dokunmayı çoook seviyorum.

Not: Bu arada Eskişehir çok güzel bir şehir. Müthiş temiz. Enerji dolu. Herkes şehrini çok seviyor. Şanslı şehir. J

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Günün Düşündürdükleri 09 Mayıs 2011

Çok uzun süredir yazmamışım. Günler fazla hızlı geçiyor. Kafamı, yüreğimi ve hayatımı yönetmek için 24 saat yetmiyor. Birde yapılması gerekenler listesini doldurma hızım, boşaltma hızımdan fazla olunca günler torbaya giriyor.

Bugün duyarlılık, çocuklar, sağlık konuları yüreğimi hoplattı. Gözlerimi doldurdu. 1 saattir eğitim notlarım elimde, ama aklım bende değil, bu konularda.

Çalışmaya başlamadan once maillerimi ve facebook’u kontrol etmek istedim. Facebook’ta baktım, oğlum, bir arkadaşının  çocuk kanserine karşı düzenlediği bir aktiviteye katılacağını bildirmiş. Yüreğim kabardı. Hassas, insan oğlum benim. Senin gibi bir evlada sahip olduğum için gurur duydum. Sonra bir merak aldı beni. Aktiviteyi tıkladım. https://www.facebook.com/event.php?eid=190895137623485   Okudukça gözlerim doldu. Sağlıklı çocuklara sahip olduğum için, sevdiklerim sağlıklı olduğu için ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha farkettim. Tanımasam da aktivite hakkında bizi haberdar eden Yunus ve Aslı’ya şükran duydum. Etrafımda ne kadar çok sadece akıl öğreten, ahkam kesen, ama parmağını kıpırdatmayan insan olduğunu bir kez daha farkettim. Yunus, Aslı ve Kerem’le birlikte pedal çeviremeyeceğim için üzüldüm. Onun yerine aktiviteye bağışta bulundum.

Söz konusu çocuk olunca akan sular duruyor. Onlar kanser olmayı seçmiyorlar. Biz onlara nasıl öğretirsek, ne imkanlar sağlarsak ancak öyle yaşıyorlar. Beslenmeyi biz öğretiyoruz. Sağlıklı yaşamayı / yaşamamayı biz öğretiyoruz. Stresi, mutluluğu, huzuru / huzursuzluğu, kendilerine kıymet vermeyi / vermemeyi biz öğretiyoruz. Onun için seçimleri dışında bir durumla karşılaştıklarında, onlara destek olmamak benim için mümkün olamıyor.

Şu anda onlar için birşey yapabilmiş olmanın heyecanını hissediyorum. İçimde renkli bir balon var. Çocuklar için birşey yapabildim diye. Ama o balon çok şiş, hala nefes alamıyorum. Niye çocuklar böyle hastalıklara yakalanır ki. Bunu hiç hak etmiyorlar.

Bu yazıyı okuyan tüm dostlarımdan  rica ediyorum. Lütfen gücünüz yettiğince bağışta bulunun. Mutluluk başkalarına el verebilmeyi de içerir. Hepiniz biraz katkıda bulunursanız bu aktiviteyi hazırlayan gençleri de, bu çok duyarlı çabalarında desteklemiş oluruz.

Sağlıklı günler, sağlıklı aileler ve sağlıklı dostlar dilerim.

Not: Üstün link koyma becerim :)) sonucunda yukarıdaki adrese giriş yapamazsanız, aktiviteyi facebookta paylaştım. Oradan ulaşabilirsiniz.