14 Aralık 2011 Çarşamba

Günün Düşündürdükleri 14 Aralık 2011

Günlerdir, boşluğun kenarında garip bir sükunet ile yaşıyor ve sadece gözlem yapıyorum.  Bir çok bilgi ile karşılaşıyorum, bazıları bir anda fotoğrafımın bir noktasına dokunuyor ve bir aydınlanma yaşanıyor. Bir anda “tamam şimdi anladım; biraz daha net oldu” diye düşünürken kendimi yakalıyorum. Sonrasında büyük bir rahatlama ve hafifleme. Yakalamalar bu aralar çok yoğunlaştı.

Birinci dokunuş 12 Aralık günü I. Koçlar Buluşması’nda sistemler ile ilgili paneli izlerken oldu.  Ve anlam veremediğim bir durum, yaşadığım bir sorun, “niye” “şimdi ne oluyor” sorularının cevabını bana verdi. Yaşamdaki dengeler çok hassas. Sistemlerimiz (yani ilişkilerimiz, yani iletişimimiz, yani neredeyse herşey) kurduğumuz dengelerin en ufak bir sallanmasından bile etkileniyor.  “Tamam, anladım” işte bununla geldi.  Farklı sistemler, birbirine dokunmadan bir arada yaşamaya çalışıyorlardı. Birindeki değişiklik, diğerinin dengesini bozdu. Dengeler hep pamuk ipliğine bağlıymış, onu gördüm. Hiç bir şeyin kişisel olmasına gerek yok.  Sisteminde değişiklik yap yeter. Başka sistemlere etki yapıyorsun istesen de, istemesen de. Sorun karşı taraf bunu kişisel aldığında oluyor. Eh, bunu fark eden ben olduğuma göre, bunun kişisel olmadığını paylaşmakta bana düşüyor.

İkinci dokunuş kendimi nasıl ve ne kadar durdurduğumla ilgili, yeni bir farkındalık getirdi. Ben kimim, neyim, bu yaşama, ilişkilerime ne getiriyorum sorularını hala yeteri kadar düşünmediğimi ( bunun yeteri kadarı var mı? Kafamdaki diğer soru), ihtiyaçlarımı farketsem de, onları gidermek için yeteri kadar hızlı hareket etmediğim ile ilgili. Sevgili Vivi, bunun için sana kocaman bir teşekkür borçluyum. Benimle ilgili gözlemini paylaşman, bir “Tamam”anı daha yaşattı. Henüz adlandıramadığım, doğru sıfat koyamadığım bir alanı öyle yalın ve zarif bir şekilde dile getirdin ki anlatamam.  Cömertliğimden söz ettin ve yaşamımda bir kaç taş daha yerine oturdu. Kendi belirlediğim sınırlar içinde yer verdiğim insanlarla, sahip olduklarımı paylaşmak, limitlerime saygı duyulduğunu hissetmek beni çok besliyor. Bunu yaptığım, kendime yapma izni verdiğim, yapabildiğim oranda kendimi çok güçlü ve enerjimi çok yüksek bir konumda buluyorum.  En keyiflisi de bunun yansımalarını duymak. Sanırım, bulaşıcı bir enerjim oluyor o zaman.

İşte böyle dostlar. Görüyorsunuz, çok küçük farkındalıklar fotoğraflarda büyük aydınlıklarla sonuçlanıyor. Hepinize, her ihtiyacınız olduğunda, “Tamam, işte budur” dedirten farkındalıklar dolu günler diliyorum.

9 Aralık 2011 Cuma

Günün Düşündürdükleri 09 Aralık 2011

Hayat çıkışlar ve inişler, mutluluklar ve çaresizlikler, sınırlar ve boşluklar, beyazlar ve siyahların toplamı gibi yaşanıyor.

Birgün boşluktasın. Sonra bir hoşluk yaşanıyor. Güneş parlıyor. Birden o boşluk doluveriyor. Bir süre o hoşlukla yaşıyorsun. Sonra bir temassızlık ve güm diye çakılıveriyorsun. Mutluluğun anlaşılıyor, coşuyorsun, anlaşılmıyor çaresiz hissediyorsun.  Hiç birinde sonsuza kadar kalmıyorsun. Algılarını açınca birinden öbürüne geçiyorsun, durmak istediğin yerlerde durabiliyorsun.

Uçlar birarada yaşanıyor. Denge için gerekli ama bazen insan bir uçta biraz kalmak istiyor. O zaman evren buna izin vermiyor. Mutlaka diğer ucu hatırlatacak bir deneyim yaşatıyor. Çok mutlulukta kalmak istiyorsunuz, üzüntüyü gösteriyor. Keyifsizliği doya doya içmek istiyorsunuz, gülümsetecek bir olay başınıza geliyor.

Sorun başkaları seninle birlikte veya senin yanında hareket edemedikleri zaman yaşanıyor. Veya sen onlarla hareket edemediğinde.   Duyulmadığını farkettiğinde veya duymakta zorlandığında. Uçları paylaşamadığında. Çabalar kişisel alındığında, yanlış anlaşıldığında.

Beraber dans edebilmek, uçları birlikte tutabilmek ne güzel olurdu.

23 Kasım 2011 Çarşamba

Günün Düşündürdükleri 23 Kasım 2011

Bugün muhteşem bir gün.

Korkunç bir başağrısı ile uykuya daldım dün gece. Ama ilaç almadım. Kendime Reiki ile enerji veriyorum. Dün akşamda öyle yaptım. Sabah kalktığımda hafiflemiş, içim aydınlanmış hissettim. Sonra can dostlarımda Zeynep ile Skype’ta bir koçluk seansı yaptık. Ve ben nasıl kendi başımı ağrıtıyorum, zihnimde herşeyi çözmeye çalışırken nasıl sağlığımı etkiliyorum, onu farkettim. Duyguların adını koymadığım zaman başım ağrıyor, sırtım ağrıyor, alerjilerim azıyor, midem yanıyor. Kendime ve duygularıma karşı dürüst olduğumda da hafifliyorum ve bütün bu sıkıntılar yaşanmadan hayatın içinde hafif, dimdik ve enerji dolu geçiyorum.

Bu koçluk seansında kendime yaptığım bir iyiliği farkettim. Zihnimde bildiğim, ancak yaşattığı hafifliği biranda farkettiğim bir iyilik. Duygularımı anlamayacaklarını farkettiğim, zihinsel olarak anlaşamadığım insanları hayatımdan epey ayıklamışım. Onların yerine, ruhumu ve zihnimi besleyenlerle kendimi çevirmişim. Bu öyle bir dolgunluk hissi veriyorki, gerektiğinde diğerlerinide zorlanmadan hayatımda tutabiliyorum. (Adını şimdi buldum. Patrick Ryan’ın radio programını dinliyorum. Etrafımda olmasına izin verdiğim insanlara “life giving energy” barındıranlar olarak adlandırıyor J )

Başka bir keyifte, değerlerim listesine yeni bir değer eklemek oldu. “To be connected”. Beni iyi tanıyanlar lütfen Türkçe’sini doğru bulmama yardım edin. Bu içimi çok zenginleştirdi. Kendim ile tanışma yolculuğunda bir eşikten daha geçtiğimi farkettim.

Patrick’in yukarıda sözünü ettiği programdan alıntılarımı paylaşmak istiyorum. Patrick koçluk eğitimi aldığım Coach Training Institute’un hocalarından. Şimdi kendi sitesi olan Awakened Wisdom ile çeşitli gelişim alanları açıyor ve bunu gönüllü paylaşıyor. Bu radio programları da onlardan biri. Bugün ilk programı dinledim. Adı “What Fear do You Hold and Wish to Release and How to do it”. “İçinizde barındırdığınız ve kurtulmak istediğiniz korku/lar ne,  ve bunu nasıl yaparsınız”
1-      Bugünkü düşünceleriniz, kullandığınız kelimeler aldığınız aksiyonlar güzellik yaratıyor veya dünyaya güzellik katıyor mu?
2-      Düşünceleriniz, kelimeleriniz ve aksiyonlarınız dünyaya “yaşam katan enerji” veriyor mu?
3-      Bugün yapabileceğiniz ve yaşamınızda değişime katkıda bulunacak bir aksiyon nedir?  Hergün, yaratmak istediğiniz değişime uygun, değişim başlatacak bir davranış değişikliğinde bulunmak çok güzel.
4-      Olan hiç bir şey kişisel değil.
5-      Zihninizde, gün boyu sizinle yürüyen soruya dikkat edin.
6-      Çevrenizde, size destekleyen kim var? Deneyimlerini paylaşacak, size ilham verecek ve deneyimleri ile size destekleyecek , buna karşılık size ne yapmanız gerektiğini söylemeyecek  kim var?

29 Ekim 2011 Cumartesi

Günün Düşündürdükleri 30 Ekim 2011

Yürek ne ister? Benim yüreğim ne ister?

Bu akşam dostlarla birlikte zaman geçirdik. Sohbetin bir noktasında kendimi bir arkadaşıma şu soruyu sorarken duydum: “Niye bunu yapmak istiyorsun?” “Bilmiyorum” diye cevap geldi. Soruyu bir iki kez daha yineledim. Yine aynı cevabı aldım. Yüreğim buruldu. Yaptığı birşeyden niye keyif aldığını bilmemenin nasıl bir kayıp olduğunu düşünüverdim. Halbuki onu bulmak, tanımak için zaman ayrılsa, benzer keyif verecek daha neler yapılabilir kim bilir.  Tesadüfen yaşanan şeylere yüreğim buruldu. Yüreğim ne ister? Benim için kıymetli olan herkesin, ailemin, dostlarımın zamanlarının kıymetini çok çok bilmesini ister. Bilmezlerse ne olur? Benim yüreğim  ancak burulur. Dinlerlerse anlatmak olur. Gerisi onların sorumluluğu.

Biraz geriye gideyim. 2 gün Sinan Erdem Spor Tesisi’inde WTA Kadınlar Tenis Şampiyonasını izledim. Büyülendim. Karşımda kanlı, canlı, puan sıralamasına göre dünyanın en iyi kadın tenis oyuncuları  var. Onları izleyince niye kortta onlar var, çok kolay anlaşılıyor Başarı yalnızca kabiliyet ile gelmiyor. Karşımda adanmışlık vardı, zihnini yönetebilme vardı, zihin ve yürek arasında birbirini anlama ve kabul etme vardı. Karşındakinden kendini koruyabilmek vardı. İç güçlerini nasıl farklı oranlarda yönetebildiklerini, bunun performanslarına nasıl yansıdığını gördüm. Hele sonraki iki gün maçları televizyonda seyretmeye devam ettiğim zaman, tüm bu farkındalığın üzerine birde yüz ifadelerini ve gözlerini de görünce yapabilen ile yapamayanın farkının ne gibi sonuçlar doğurduğunu daha da iyi anladım. Yüreğim ne ister? Yüreğim, ailemin ve dostlarımın kendilerini yönetebilecek kadar çok kendilerini tanımalarını ister. Başkalarının yarattığı etkilerin onları nasıl yönlendirdiğini farketmelerini ister. Ne zaman güçlüler, ne zaman olumsuz etkileniyorlar, ne zaman haz alıyorlar, bunu farketmelerini ister.  Sevdiklerim bunu anlamadığı zaman benim yüreğim burulur.

Biraz daha geriye gideyim. Birbirine geçmiş fırtınalar yaşadık hepimiz geçtiğimiz iki haftada. Askerlerimiz şehit oldu. Deprem oldu. Çok farklı tepkiler göstersek de hepimiz çok etkilendik. Kızdık, üzüldük ve biliyorum ki çoğumuz çok korktuk. Doğru olmadığını düşündüğümüz herşeye tepki gösterdik. Dönüp baktığımda geçmişte de benzer olaylara benzer tepkiler göstermişiz. Sonra da rahatlayıp sakinleşmişiz. Sonra sadece konuşmuşuz. Sonrada herşey çok tanıdık gelmeye başladığı için çoğumuz konuşmayı da bırakmışız. Ama çözüm getirecek, sabır ve özveri gerektiren hiç bir şey yapmamışız. Çevremde elini taşın altına koyan kimse göremiyorum. Yüreğim buruluyor. Sevdiklerimin sergilediği bu bencillik ve tembellik yüreğimi buruyor.  

Benim yüreğim çaba görmek ister. Benim yüreğim burulmamak ister. 

23 Ekim 2011 Pazar

Günün Düşündürdükleri 23 Ekim 2011

Çok kızgınım çok.

Bu kadar aptal bir millet olduğumuz için. Hatalarımızdan hiç bir şey öğrenmediğimiz için. Tembel olduğumuz için. Kafamızı kullanmayıp başkalarının söylediklerinin peşinden koyun gibi gittiğimiz için. İletişim kurmayı beceremediğimiz için. Birbirimizi dinlemeyi bilmediğimiz için. Başkalarının duygularını, ihtiyaçlarını hiç farketmediğimiz için. Burnumuzun biraz ilerisine bakmak zahmetine katlanmayan insanlar olduğumuz için. İnsanlara değer vermediğimiz için. Ve en kötüsü bütün bunları etrafımdaki “okumuş” insanlarda da gördüğüm için.

Kızgınlığı patlatan Van’daki deprem haberi oldu. İzledikçe içim köpürüyor. 5. Kat 1.kata inmiş. Yalova hikayelerini hatırlattı. Bir vatandaş “insan hayatıyla ticaret yapmışlar” diyor. Yıkılmış olan yeni bir bina. Diğeri yıkılan binada kalan eşi ve 4 aylık bebeği için ağlıyor. Büyük depremler geçirmiş bir bölgede yapılmış binaları görseniz. Kum gibi dağılmış duvarlar. Ortadan çatlamış binalar. Spikerin deyimi ile “katlar kadayıf gibi üst üste inmiş”. Kaos var. Cahilce kurtarma çabaları var. Çaresizlik var. Daha ne söyleyeyim.

Askerlerimiz şehit oldu. Bizi aptal yerine koyan basın var. Hamaset söylemleri ile duyguları körükleyen hükümetimiz var. Yanlış yerde yapıldığı belirlenmiş ama yeri değiştirilmemiş karakollar var. Bitmiş, artık sadece ismi olan istihbaratımız var. Birşey olmamış gibi yayına devam eden televizyonlarımız var. Yüreği yana analar var.

İnsanların içindeki vahşeti görmek var. Ölüye saygısızlık var. Sapla samanı birbirinden ayıramayan insanlar var. İnsanlar birbirini dinlemediği, kafalarının içindeki iç sesleri ile yaşadıkları için yanlış yöne giden konuşmalar var. Var. Var. Var.

Çok çok çok kızgınım.

12 Ekim 2011 Çarşamba

Günün Düşündürdükleri 12 Ekim 2011

İnsanları seyredip, bende yarattıkları etkileri farketmek, birbirine çok benzeyen insanların görülen fotoğraflarının arkasındakini merak etmek çok farklı bir deneyim.

Bugün Akmerkez’de Remzi Kitapevi’ndeyim. Çayımı içiyorum, nefis havuçlu kekimi yedim ve etrafımdaki insanları yaşıyorum.

İlk farkettiğim, bazı insanların ses ayarının olmaması. Saygısızlar mı yoksa kulakları mı yeterince duymuyor? Yoksa kendi kendilerine sürekli olarak “ben buradayım” demek ihtiyacı mı duyuyorlar? Karşımda 2 genç kadın oturuyor. Bir tanesinin ses ayarı hiç yok. Dekorasyon anlayışı, okuduğu kitaplar (anladığından da çok emin değilim), ofisi, yaptığı iş ile ilgili fikir ve yorumlarını tüm Remzi Kitapevi şu anda dinliyor. Modaya uygun giyinmiş olmak uğruna ayağında çok komik bir ayakabı.  Güzel kıyafetini bozmuş. Ayrıca son derece özensiz, salkım saçak bir saç. İnsanın kendi dünyasının merkezi olması güzel, ama başkalarını yok saymak pahasına mı?

Birde durmadan telefonla konuşanlar var. Bir kitapevinde alışılmışın üzerinde bir hızla durmadan hareket edip dikkat dağıtıyorlar.  Bir tanesi az önce canı gönülden “Allah belanı versin” dedi. Şimdide arkamda oturan hanım, ayarsız bir sesle hocası ile konuşuyor, hasbıhal ediyor. Etrafında insanlar çalışıyor mu, kitap okumaya mı çalışıyor? Hiç umurunda değil. Doktora program kazanmış ama saygıyı içselleştirememiş.  Konuşmak istiyorlarsa 2 adım ileride kapının önüne çıksalar, kimseyi rahatsız etmeden iletişim ihtiyaçlarını giderecekler, ama heyhat. Nerede o incelik.

Birde yüksek sesle konuştukları için çocuklarını usulca uyaran bir baba var. Allah allah, nereden çıktı bu uzaylı? J               

5 Eylül 2011 Pazartesi

Günün Düşündürdükleri 05.09.2011

Bugün benim doğum günüm J Saatlerdir süren korkunç bir başağrısına rağmen müthiş bir gün.

Sabah “çalışmam lazım” diye sürünerek uyanmak sonrasında, şimdi çocuklar gibi facebook’tan tebrik mesajlarını takip ediyorum. J Birden günüme heyecan katıldı. Hatırlanmanın dayanılmaz keyfini tattım yine. İçim kıpır kıpır.  Gelen tüm mesajlara teker teker cevap mı yazsam, yoksa akşam herkese teşekkür mü etsem. Derde bakar mısınız? J

Kendime yeni yaş hedefleri koymaya karar verdim bu yaşımda J Bu belge bütün gün açık olacak ve aklıma geldikçe yazacağım.

Başlıyorum:
1-      Bu yaşımda 2 yeni eğitim hazırlayacağım (aklım orada. Çarşamba eğitime gidiyorum. “Herşeyi unuttum” telaşımı zor sakinleştiriyorum J )
2-      Kendime daha da çok kıymet vereceğim. 53 yaşında oldum artık. Ben kendime verdiğim kıymeti arttırmazsam, kim yapacak ki? Büyümenin güzelliği, aslında herşeyin bende başlayıp, bende bittiğini pekiştiren deneyimlerin çoğalması.
3-      54. Yaşımda koçluk sertifikasyonunu almış olacağım. Yeteri kadar ayak sürüdüm. Artık hedefe kilitlenmek zamanı.
4-      Doğum günümü kutlayan herkesle önümüzdeki 12 ay içinde birşekilde görüşmeye çalışacağım. (Yurtdışında olanlarla Skype olur mu dersiniz) (Akşam 23:15 itibarı ile bu işlemin birkaç gün süreceğini farkettim)

Doğum günümü kutlayan herkesin adını listeledim. Mutluluktan ağlatan bir liste oldu. Ve bir kez daha şunu gördüm ki, hayatta ne ekersen onu biçersin. Herkese sevgi ile, onlara insan olarak kıymet vererek  davrandım.  Fazlası ile bana geri dönüyör.

Ailem, dostlarım, sevdiklerim. İyiki varsınız. Hayatın ne kadar yaşamaya değer olduğunu bir kez daha hissettirdiniz. Sağolun.