15 Mart 2012 Perşembe

Günün Düşündürdükleri 15.03.2012

Bugün 15 Mart 2012. 15 Mart Tarihini yazdığım anda aklıma 2 cümle düşüverdi. Çocukluğumdan beri taşıdığım, birbiriyle ilgisiz iki cümle.

Bugün 15 Mart .... Demirbank hayırlı günler diler  ve Beware the ides of March.

Demirbank hayırlı günler diler” çocukluğumun, gençliğimin günüm başlıyor cümlesiydi. Okula hazırlanırken, servise yetişmeye çalışırken, hafta sonu sabah radyo açıkken, haberlerden önce bunu duymak  benim için herşey yolunda gidiyor demekti. Hayatın hızı normal, sevdiklerim yerinde, bildiklerim yerli yerinde, herkes üzerine düşeni yapıyor, Demirbank  günümün iyi geçmesi dileğinde bulunuyor.  Eh tamam gerisini biz yapabiliriz diye hissederdim. Sonra 1 gece Demirbank kalmadı.  Hayatımda bir sayfa daha geri dönmemek üzere çevrildi; demirbank’ın hayatımdaki önemini o zaman farkettim. Demirbank ve anısı çocuklarıma anlattığımda onlara bir şey ifade etmeyenler  rafına kalktı.

Shakespeare’in Jül Sezar’ını ortaokulda 7. Sınıfta iken okumuştum.  O zamanlar okul kitaplarını bulmak çok zordu. Yabancı kitapları okul getirtirdi. Bazen yetersiz sayıda geldiği için kimi öğrenciler büyük sınıflardan kitaplarını alırlardı. Bende önceki yıl aynı kitabı okumuş olan bir arkadaşımın kitabını almıştım. Yazıya tarih atarken Jül Sezar’a kahinin söylediği cümle aklıma geldi. Beware the ides of March. Kahin Sezar’ı  uyarmıştı. 15 Mart Sezar’ın Brütüs tarafından hançerlendiği gün. Bir dönemin bitip yeni bir dönemin başladığı gün.  Merak ettim. Bugün hangi sayfalar kapanacak, hangi sayfalar açılacak hayatımızda? Bizim farkında olmadan veya olarak yaşadığımız bu değişimler başkalarını nasıl etkileyecek? Kimler hançerlenecek? Kimler kimlere ihanet edecek? İhanetin arkasında nasıl bir ihtiyaç yer alacak? Milyarlarca damla düşecek bugün. Suya düşen damlaların halkaları ne kadar büyüyecek? Islattıkları toprak ne kadar yeşerecek?

Merak ettim, 15 Mart 2012 yaşamımı nasıl etkileyecek?

28 Şubat 2012 Salı

Günün Düşündürdükleri 21.02.2012

Bu yazıyı 21 Şubat 2012 günü yazmışım, ancak yayınlamayı unutmuşum. Şimdi tekrar okudum ve benim için hala geçerli olduğunu görünce paylaşmaya karar verdim.

“Hayatı birşey beklemeden yaşamak”. Bugün danışanımla çalışırkren bu cümle birden aklıma geldi. Bir anda anlamının yaşattığı hafiflik duygusunu hissettim. Beni bulunduğum ana getirdi. Ne dün, ne yarın, şu anda koçluk yaparken aldığım haz, yaşadığım paylaşım, hissettiğim huzur, danışanımın yüzü ve sesi. Yalnız onlar var.

Hem çok zor, hem de çok kolay. Kolay yönünü görüp yaşayabildiğimde, hayat çok hafif, ben güçlü, etraf gerçek. Ancak o kadar şartlanmışız ki geleceğe ve geçmişe endeksli yaşamaya, gözümüzün önündeki gerçeği farketmeden zamanın içinden koşturarak gidiyoruz.  Acı olan bu hızı ve aceleyi “başarı” sanıyoruz. Çabuk hareket etmek, hızlı olmak birer meziyet ancak geniş bir açının içinden bütünü görüp  hızlı hareket etmektir meziyet olan. Yoksa şu anda içinde bulunduğum anı algılamayıp, yarına kilitlenirsem, yarına varmak için bugünü unutursam bu bir engel haline dönüşür. Arabayla, bir yerden başka bir yere giderken yalnızca varacağımız noktayı düşünüp, yolda etrafımızda olanları görmemek gibi. Halbuki köprüyü geçerken Boğaz’a baktığımda bazen o fotoğrafı dondurmak  isteyecek kadar güzel bir manzara ile karşılaşırım. Yolda etrafıma bakmadan gitmek bazen kazalara da sebep olmaz mı? Yürürken takılıp tökezlemek, bazen düşmek  gibi?”

Burada araya birşey girmesine izin vermişim. Anda kalmaktan söz ederken andan kopmuşum. İşte bu da bir kaza......

27 Şubat 2012 Pazartesi

Günün Düşündürdükleri 27.02.2012

Sevdiğin işi yapmanın gücü bu sabah beni yine etkisi altına aldı.

Sabah yağmurun sesini duyarak ve düğmeye basılmış gibi günlük program düşünerek uyandım.  Bir yandan keyifli, yavaş bir uyanış yaşamak isterken bir yandan da zihnimin bana dikte ettirdiği –meli, - malı komutlarını duydum. Yağmur o anda hiç romantik gelmedi, “ben elimde bu kadar eşya ile nasıl sokaklarda dolaşacağım” dedirtti.  Gözümün önüne ıslak ve dağınık bir şekilde toplantılara katılan fotoğraflarım geldi. Enerjim düştükçe düştü. Sevimsiz bir ruh hali anlayacağınız.

Sonra insparkus’a baktım ve yeni bir kullanıcı gördüm.  İçimde nasıl kelebekler uçuştu bir bilseniz. Bir anda yeni hediye almış çocuk gibi hissettim. Yeni bir danışan, yeni bir yolculuk demek. Birisinin daha kendisi ile tanışmasına el vermek demek.  Keşif, heyecan, büyüme demek.  Bana bu hazzı yaşama şansı verdikleri için dostlarıma şükran duydum. Hayalimi yaşamanın hazzını. Bu sisteme güvenen ve insparkus’a üye olan kişilere şükran duydum. Kariyerlerinde ilerlemek için kendileri ile tanışma cesaretini gösterdikleri için. Birlikte çalıştığım ekibe şükran duydum, ekip arkadaşlarına güven ve öğrenme alanı açtıkları için.

Şimdi çayım yanımda, çalışmak ve çay içmenin bileşik hazzı ile ötelediğim herşeyin aslında ne kadar kolay olduğunu düşünerek masanın başına oturdum.

Görüşmek üzere, 

7 Şubat 2012 Salı

Günün Düşündürdükleri 07 Şubat 2012

Dün 13 yürek bir araya geldi. Kimi birbirini tanıyan, kimi tanımayan. Farklı hayaller, farklı enerjiler, farklı geçmişler, farklı korkular. Ortak olan ise sandığımızdan da çok şey vardı. Cesaret. Paylaşmak. Bir tane de olsa deniz yıldızı için fark yaratmak. Herkesten bir küçük fark. Hergün bir küçük fark. Halkalar başlatmak ve yayılacaklarını bilerek yaşamak. Hayatlara dokunmak. Hikayeler dinlemek. Beslenmek.

2 saatin bu kadar hızlı ve dolu geçtiği anlatılsa inanılmaz, ama yaşanır.

Bendeki izdüşümleri neydi diye düşündüğümde, yüreği geniş insanlarla birlikte olmanın hazzını hepimizin ne kadar çok paylaştığı, küçük dalgalar başlatmak istediğim, ama yüreğimin derinliklerinde “keşke birisi alsa ve büyütse” diye düşündüğüm, birçok küçük hayal kurmaktan haz aldığımı farketmem, ama yüreğim en dokunanların zaten peşinde olduğum.

Artık geri dönmek yok.

Yıllardır kurduğum bir hayal vardı. Gençlerle çalışmak, onlara koçluk yapmak. Nasıl başlayacağım, nereden başlayacağım hiç bilemedim. Sadece anlattım hayalimi. Bir gün gözümdeki parıltı görüldü, sesimdeki heyecan duyuldu. Şimdi hayal bile edemeyeceğim bir şekilde içindeyim.  Binlerce gence ulaşabileceğim, çünkü internet üzerinden çalışıyor ve benim hayatına dokunduğum, benden genç, cesur bir çok danışanım oldu. İnsparkus artık hayatımın bir parçası, üniversite öğrencisi veya genç profesyonel danışanlarımda öyle. İçim titreyerek paylaşımlarını bekliyorum J

Hayallerimi yaşamaya başladığım, daha doğrusu buna izin vermeye başladığım zaman yürekteki hayaller kendiliğinden gerçek dünyada yer almak için harekete geçiyorlar. Kasım 2011de başka bir hayal kurmaya başladım. Meğer içimde yıllardır pişermiş de haberim yokmuş.  Kadınları yetkilendirmek, kendilerine nasıl engel olduklarını farketmelerini sağlamak ve ne yönde büyüme ihtiyacı hissediyorlarsa o yolu yürümeye başlamaları için destek olmak. Şimdi bununla ilgili bir eğitim hazırlamaya başladım. İstermişim daha önceden de bu gücü farkettirmek, ama dillendirmeye çok korkarmışım. Benim engelimin korku olduğunu farkettim. “Hayır” “Olmaz” sözlerini duyma korkusu. Yalnız olduğumu sanma korkusu. “Halbuki yardım edin dostlar” dedim. Uzanan eller, bu hayali benimle birlikte tutan kolların sayısını görünce inanamadım. Hiç de yalnız değilmişim.

Hayalleri, hikayeleri paylaşmak, yaşamdan korkmamak, hissetmekten, incinmekten korkmamak meğer ne büyük bir kaynakmış. Hep çevremde beni destekleyen güven çemberlerimden söz ederim.  Elimi uzatacağım, çok yürekli, içimi ısıtan bir çemberdeyim artık. Ve beni çok mutlu ediyor. Sağolasın Arzum.

3 Şubat 2012 Cuma

Günün Düşündürdükleri 03 Şubat 2012

Danışanlarımı seviyorum.

“Koçluk benim mesleğim artık” dediğim günden sonra farklı insanların hayatına dokunma hayalimi, farklı duygular ve kendime ait farkındalıklar eşliğinde yaşamaya başladım.  Ben onların hayatına dokunurken, onlar meğerse benim hayatıma ne çok dokunuyorlarmış, kendimle ilgili birşey daha, sonra başka birşey daha farketmeme ne kadar çok katkıda bulunuyorlarmış.

En büyük farkındalığım ise zihinsel olarak bildiğim ve anlattığım birşeyi duygusal olarak deneyimlemem oldu. Çok disiplinli ve çalışkan bir danışanım, bugün randevusunu unuttu. Gecikmesi üzerine ben arayınca unuttuğunu farketti.  Sesinde mahcubiyetini duydum. Başka bir danışanımın ise geç kalmak ve unutmak gibi bir alışkanlığı vardı. Onun sesinde bu mahcubiyeti hiç duymadım. Halbuki o duyguyu yaşadığını da biliyorum. Ancak hep bu mahcubiyeti saklama çabası harcadı.

Aynı olay, 2 farklı kişi, 2 farklı tavır. Bu birçok örnrekten yalnızca bir tanesi.  Ama farkındalığıma çok uyan bir örnek.  Koçlukta, insanlar ile çalışılan, hayatın bütün diğer alanlarında olduğu gibi, tek bir mutlak farkındalık, mutlak çözüm, doğru yok. Her insan farklı, dolayısı ile aynı olayı, sözü farklı algılıyor, farklı içselleştiriyor, farklı tepki  veriyor.

Peki bu deneyim benim kendimle ilgili neyi farketmeme yol açtı? Benimde algılamam, cevaplarım, sergilediğim tavır farklı olabilir, çünkü her farklı etki, bende farklı bir tepki yaratıyor. Yeter ki o farklılığın içinde dahi tutarlılığımı sergileyebileyim.  Farklı tepki ve tavırların içinde, karşımdakini duyabilme, saygıyı kaybetmemek yer aldığı sürece ben  tutarlıyım, dolayısı ile karşımdaki beni duyuyor.  O zaman da iletişim kopmuyor.
İşte  yine danışanlarım bana yaşamımla ilgili bir şey öğrettiler. Bu karşılıklı iletişim her seferinde heyecandan nefesimi kesiyor, deneyim ve farkındalık sepetime bir mücevher daha atmamı sağlıyor.

14 Ocak 2012 Cumartesi

Günün Düşündürdükleri 14 Ocak 2012

Hava ağır. İçim ağır. Başlamak ihtiyacı çok fazla. Ama nereden başlayacağımı bilemiyorum. Anlamsız sorular kafamda uçuşuyor. Sorarken ben bile cevap vermek istemiyorum, çünkü soruların tümü şu anda çok anlamsız geliyor.
Dışarıda çok ağır, yağmurlu ve soğuk bir hava, Karacaahmet’te çok zamansız bir cenaze, kafamda çarpışma zahmetine bile katlanmayan, çöreklenmiş görüntüler, hepsinin tetiklediği duygular. “Hayat devam ediyor” cümlesi kafamda dönüp duruyor, yüreğim bağırmak istiyor.
Zamanlı ne? Zamansız ne? Ölümün sırası var mı? Kolayı, zoru var mı? Sormak mı gerek, sormamak mı? 17 yaşındaki bir genç kızın hayatı niye üflenmiş mum gibi bir anda söner? Genç bir anne ve baba niye bu acıyı yaşamak zorunda kalır? İnsan niçin yaşamını paylaştığı kardeşi olmadan devam etmek zorunda bırakılır? Nerede bir şey ters gidiyor ki bu evrende, hepimiz bunlar gibi anlamlı gözüken anlamsız sorular soruyoruz? Biliyorum yaşarken öğreniyoruz da bu kadarına da gerek var mı?
Aslı Nemutlu’nun vefatı için arkadaşlarım söylenecek herşeyi yazmışlar. Benim kendimle konuşmam için 3 gün bu ağırlığı yaşamam gerekiyormuş. Yazılanların hepsini yüreğimde hissettim. Ancak içimdekini en çok ifade eden Pınar’ın paylaşımı oldu: “Seni hiç tanımadan üzüntüm çok derin”.  Nurlar içinde, huzur içinde yat güzel çocuk.  Allah geride kalan seni sevenlere kuvvet versin, sabır versin.

8 Ocak 2012 Pazar

Günün Düşündürdükleri 03.01.2011

Hayat uçlarda yaşanıyor. Hergün bunu hatırlatacak örnekler karşıma çıkıyor. Bir yandan ümit veren, ruhumu besleyen anlar, bir yandan canları yanan canlarım, ciğerlerim. Kenarda durup onları izlemenin gerekliliği ama zorluğu. Bu arada canlarıma “sesinizi duyurmak istediğiniz zaman, nasıl duyulduğunuzu farketmek istediğiniz zaman, duygularınızı / düşüncelerinizi süzgeçten geçirmek istediğiniz zaman buradayım” mesajını vermek ihtiyacım.

Sanırım konum canlarım, ciğerlerim. Nerede dururlarsa dursunlar, bir üst basamağa geçmeleri için, içlerini daha çok tanımaları için, daha güçlenmeleri için onları desteklemek ihtiyacım çok yoğun. Zor olan, herzaman ne yapacağımı bilememek. Bilememek duygusu ile aranırken, kaybolduğumu hissediyorum ve yanlarında yer alamıyorum. Kendi şartlarıma göre temas sağlasam, bazılarının beni duymayacağı endişesi bazen devreye giriyor. Dolayısı ile, bunu okuyan herkese “Bana ihtiyacınız varsa ben buradayım” diyebiliyorum. Bana ihtiyacınız varsa facebook kadar uzağınızdayım. Bir mesaj, bir telefon yeter.
(5 gün önce yazılmış bir yazı)