24 Ekim 2010 Pazar

Günün Düşündürdükleri 24.10.2010

Şu anda üniversitede iken ödev yazdığım zamanlardaki gibi hissediyorum. Kafamın içi dolu. Nefes alamıyorum. İçime pompayla hava sıkılmış, bu hava içimde sıkışmış gibiyim. Bilgisayarda yazı yazmak ilk defa engele takılmışım gibi geliyor. Üniversitede iken bu duruma geldiğimde küçücük odamın içinde saatlerce volta atardım. Bu durum ödevin ilk cümlesini bulana, o cümleyi yüreğimde duyana kadar sürerdi. Ondan sonra bir gecede 2000 kelimelik ödev yazılırdı. Tüm üniversite hayatım boyunca bu uygulama tüm çabama rağmen hiç değişmedi. Bu durumun ödevleri teslim etmeden 2-3 gece önce yaşandığını söylersem stres katsayımı tahmin edebilir misiniz? Nefes almadan yaşamak istiyorsanız ideal bir senarya.
Şimdide aynı fiziksel ve ruhsal durumdayım. İçim dolu. İçim sıkışmış. Paylaşmak istediklerimle ilgili birçok not almışım. Hangisini çıkaracağıma karar veremiyorum. İçim şiştikçe şişiyor. İlk cümle değil derdim bu kez. Hangi konu? diye debeleniyorum. İşin kötüsü volta atamıyorum. Dahada sıkışmış hissediyorum.
Sanırım en üstte IEFT Fuarı deneyimim var. 2 ay önce mezun olduğum Reading Üniversitesi’nden bir mail geldi. IEFT’nin  (International Education Fair of Turkey) Istanbul bacağında eski mezun olarak kendilerini desteklememin mümkün olup olmadığını soruyorlardı. (Eski mezun hakkını veren bir ifade. 1980 mezunuyum). Memnuniyetle kabul ettim. Ve bu hafta sonunu Hilton Convention Center’da kampüs hakkında bilgi vererek (30 yıl öncesinin kampüsü J) ve hafızam elverdiğince hatırladığım bir şehri anlatarak geçirdim. 30 yıl öncesinin şehri J; neyseki hızlı tren hala 25 dakikada Londra’ya gidiyor. 30 yıldır görmediğim, benden 1 yıl sonra Reading’e gelen Nil Ülken’i gördüm. Uzun uzun sohbet ettik.
Ancak bu fuardan en çok aklıma takılan standı ziyaret eden öğrencilerin bana düşündürdükleri idi. Heyecanlanmama neden olanlar, telaşlandıranlar. Çok farklı insanlarla karşılaştım. Biraz ümitsizliğe kapıldım. Kendimi çocuklarım için neleri doğru yaptım, başka neler yapmalıyım diye düşünürken yakaladım.  Eğitim sistemimiz beni hiç bu kadar ümitsiz hissettirmemişti.
Bu fuar yurtdışı eğitim ile ilgili. Standı ziyaret edenler arasında bunun ne anlama geldiği ile ilgili hiç bir fikri olmayanlar o kadar çoktu ki. Yüreğim daraldı. Biraz internet karıştırsalardı keşke gelmeden. Süpermarket gezer gibi fuar geziliyor ve raftaki ürünü bile üzecek sığlıkta sorular soruluyordu. Çoğunluk böyle olunca, gelen bilinçli bir ziyaretçi, sorduğu akıllı ve onun bilgi ihtiyacını giderecek bir soru, lezzetli ve serin bir su gibi beni mutlu etti. Bazıları (yaşları 20nin üzerinde) anne ve babalarıyla dolaşıyor ve sorular  veliler tarafından soruluyordu. Sanırım giderilen merak öğrencinin değil, velinin ihtiyaçlarına yönelikti. Buna karşılık pırıl pırıl bazı çocuklar, yanlarında velileri olsa bile kendi adlarına kendileri konuştular (çok şükür böyleleri de var). Bazı öğrencilerin kendini ifade etme becerisi nerede ise yok idi. “Hani, mesela, şey, yani .....” dolu cümlelerle birşeyler anlatmaya çalışıyor ve anlaşılmayı bekliyorlardı. Hele bazılarında ne istediğini bilmemek ve kendini ifade edememe becerisi birleştiğinde çekilen ızdırap karşılıklı oluyordu. Of ki ne of. Gençlere üniversitelerde kendilerini etkili ifade edebilmeleri için konuşma dersleri verilse ne iyi olur. Bazıları o kadar hızlı konuşuyorlardı ki. Bazıları da vurguları tamamen yanlış yerde yapıyorlardı. Bu tarzlarının, iletmek istedikleri sorunun anlaşılmasını nasıl olumsuz etkilediğinin farkında da değillerdi.
Bütün bunlara rağmen, eğitim ile ilgili sorular, elinden geldiği kadar doğru bilgi ile yardımcı olmaya çalışan danışmanlar, öğrenciler, derken inanın tekrar üniversiteye gidesim geldi. Burnumun direği sızladı.
Bu arada içimi döküp bende rahatladım. Yazabilmek ne güzel.

2 yorum:

  1. Yusracım,

    Welcome to the club:-)))Sen bir hafta sonu yaşadın, bu benim hayatım.....

    YanıtlaSil
  2. Ayşe,

    Bu konuda ne yapabilirim?

    YanıtlaSil